İman-İmanın Zayıfladığının Alametleri Nelerdir?

İman-İmanın Zayıfladığının Alametleri Nelerdir?


İmanın Zayıfladığının Birçok Alametleri Vardır

Bu belirtiler, bu zayıflığın derecesi ve gerçekleşmesi yönüyle kişiden kişiye değişir. Bu belirtilerden bazıları şunlardır:

    İstenen tarzda itaatte bulunma konusunda tembellik göstermek. Bu tür –zayıf iman sahibi- kimsenin, cemaatle birlikte namaz kılma konusunda gevşeklik gösterdiğini görürsün. Nadir olarak imamla birlikte namaz kılar. Namaz esnasında aklından türlü düşünceler ve dünyevi fikirler geçer. İmam selam vererek namazı bitirmedikçe, namazın farkında olmaz.
    Sabah namazını mescidde kılmak için uyanmaz. Gözlerini açtığında, farz namazı kılmadan, güneşin ilk ışıklarının çevresindeki kâinatı doldurduğunu görür. Başına gelen musibetin büyüklüğünü hissettiğini göremezsin. Sabah namazını kaçırdığından dolayı o gün başına bir belâ gelmesinden dolayı üzülmez, kederlenmez ve korkmaz. Tam tersine, hiçbir şey olmamış gibi hayatını doğal bir şekilde sürdürür.
    Cuma namazına geç bir vakitte, imam minbere çıktıktan ve meleklerin, namaza erken gelen kimselerin isimlerini yazdığı defterleri kapatmasından sonra gider.
    Birçok sünneti, onları yapmamasından dolayı hesaba çekilmeyeceği iddiasıyla terk eder. Onun sünnet namazlarını, duha namazını, tevbe namazını, teheccüd namazını ve istihare namazını kıldığını göremezsin.
    Bu tür bir durumda iken, Kur’ân’dan uzak durur. Okuğunda ise sadece diliyle okur. Müjde ve tehdit âyetlerine geldiğinde kalbi onlardan etkilenmez, gözleri yaşarmaz. Kur’ân niçin onun hançeresinden aşağıya inmez acaba?
    Kur’ân’ı okumayı ve âyetleri üzerinde düşünmeyi terk etmenin yanı sıra zikirleri ve duaları da terk eder. Bu kalbin sahibi, dilinin ağırlaştığını hisseder. Ellerini dua etmek için kaldırır kaldırmaz, hemen kapatır. Çünkü onun kalbi bir vadide, dili ise başka bir vadidedir.
    Kalplerdeki iman zayıflığının belirtilerinden biri de bir şeye sadece günaha düşürüp düşürmediği yönüyle bakmak ve gözü mekruh olan şeyi yerine getirme konusunda kapatmaktır. Böylelikle bu kalbin sahibi, parça parça haram dairesine yaklaşır. İşte bu göz, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in “…Her kim şüpheli şeylere düşerse, harama düşer. Korunan bir yerin etrafında hayvan otlatan çobanın, hayvanlarının oraya kaçması gibi…” hadisinde haber verdiğidir.

Yine bunun sonucu olarak;

    Allah korkusunun azlığı, sözlerde ve ilişkilerde, yeme ve içmede helal ve haramı araştırmamaya neden olur. Kişinin işini güzel bir şekilde yerine getirmemesi, sözünü tutmaması da bu bölüme girer.
    Kalbindeki din gücü zayıflar, böylelikle adım adım istikrardan uzaklaşmaya başlar. Allah’ın haramları işlendiğinde onun öfkelendiğini göremezsin. İyiliği emretmek ve kötülükten sakındırmak için ayağa kalkmayı düşünmez.
    Dine karşı olan sorumluluk duyguları zayıflar. Davet görevini yerine getirmez, çevresindeki kimselere etki etmez.
    Televizyon önündeki gücü zayıflar. Onun çoğu zaman, Allah’ın hoşuna gitmeyen, çıplak, utanmaz, fuhşa eğilimli kadınları seyrettiğini görürsün.
    Kalplerdeki iman zayıflığının belirtilerinden biri de erkek ve kadınlardan gözünü sakınmaması, zaruri olsun ya da olmasın onlarla çok konuşmasıdır.
    İman zayıfladığında, boş söz artar, gece sohbetleri ve eğlenceler çoğalır. Kişi sadece kendisinin konuşması için çaba gösterip her sorulana cevap verdiği ve konuşan kimsenin sözünü kestiğinde, konuşması gereken akıllı kimseleri engellemiş ve iman yolunu kaybetmiş olur. Öyle ki, orada bulunan kimselerin konuşmalarında ne Kur’ân’dan bir ayet ne bir sünnet ne de selefin –Allah onlara rahmet etsin- bir sözünü görürsün.
    Bu tür sohbetlerde, kişilerin hakları çiğnenir. Gıybet ve dedikodu, alay ve dalga geçme, el-kol hareketleriyle insanları çekiştirme artar.
    Kalpler dünyaya bağlanır. Mal ve para olarak sermaye arttığında sevinir, eksildiğinde ise üzülür.
    Hayatın zevklerinden faydalanma konusundaki hırs artar. Bu, açık bir şekilde giyeceklerde ve yiyeceklerde, konutlarda ve eşyalarda, lüks bir yaşam için gösterilen çabada, uygun olan ya da uygun olmayan bir tatil ve gezinti için yapılan yolculukların artışında görülür.

    Bu isteğin kaynağı, kalbin dünya sevgisi hastalığına yakalanmış olmasıdır. Bu, kişinin düşüncelerine, hayallerine ve hedeflerine yansır.

    Fakir kimse, zenginliği hayal eder; zengin kimse, kendisinden daha zengin olana bakar. Sahip olduğuyla yetinmez. Dünyadaki güç vasıtalarına daha fazla sahip olmak ister. Bu da o kimseyi, toprak, gelir kaynakları, hayvanlar gibi dünya süslerine sahip olmak için daha fazla çalışmaya iter.

    Kalplerdeki iman zayıfladığında, babaların çocuklarına karşı olan düşünceleri değişir. Dini konularda onlara dikkat etmek yerine, onların yabancı dil öğrenmeleri için gayret gösterirler. Çocuklarını, yabancı okullarına kaydettirmeye çalışırlar. Bu okulların çoğunda, çocukların kalplerindeki inanç savrulur, çocuklara İslâm’ın benimsemediği birçok davranış kazandırılır. Böylelikle çocukların büyük bir bölümü bir ortamda yetişirken, babaları başka bir ortamda yetişir.
    Allah’ın hükümlerini yüceltme ve sünnet sevgisi azalır. Bunlara tutunmanın gerekliliğinden bahseden kişi, garip kalır. Çağırdığı kimselerde bu sesin bir yankısını neredeyse bulamaz. Buna karşılık, Allah’ın emirlerine ve sünnete tabi olma konusunda ruhsatları araştırma ve imanın sorumluluğundan kurtulma çalışmaları artar.
    İman zayıfladığında, affetme ve hoşgörü de azalır. İnsanlar arasındaki çekişmeler artar. Daha dün arkadaş olan kimseler arasındaki ilişkiler gerilir, düşmanlık artar. Onlardan herhangi biri, arkadaşının hatasını abartmaya ve diğer insanların önünde onun yüzünü kızartmaya çalışır.
    Bu ortamda nefsi kabarır, düşüncelere olan güven artar. Kişinin kendi nefsinin galip gelmesi için gösterdiği istek, gösteriş sevgisi beğenilme arzusu ve liderlik çabası artar.
    Bu ortamda verme, bağışta bulunma, Allah yolunda infak etme azalırken hırs ve cimrilik artar. Cihad sevgisi ve Allah yolunda şehid olma isteği azalır. İslâm için çalışan kimselerin karşılaştığı bela ve sıkıntılara karşı duyulan korku artar.
    İman zayıfladığında, ahlak bozulur. Hilm, bağışlanma ve insanlar arasındaki hoşgörü azalır. Kırıcılık ve kabalık artar, mü’minler arasındaki merhamet ve itaat azalır. Anne-babaya saygılı olma, sıla-i rahimde bulunma, komşuya iyilik etme gibi görevleri yerine getirmede hatalar artar.
    İnsanlar arasındaki ilişkiler bozulur. Bu, açık bir şekilde alış-verişte ve ticarette görülebilir. Herkes kendisi için hayırlı olanı elde etmeye çalışır.
    İman zayıflığının belirtilerinden biri de Allah katında bulunanlara duyulan güvenin azlığı, insanların elinde bulunanlara gösterilen tamahın artması ve kadere razı olmamaktır. Böylelikle öfke ve şikâyetler artar. Bu, açık bir şekilde en küçük bir musibet anında bile görülebilir.
    Sürekli muhalefet etme ve diğer insanların dertleriyle problemleriyle ilgilenmeme durumu artar. Muhtaç kimselerin ihtiyaçlarını karşılama, sıkıntıda olan kimseleri kurtarma ya da fakir ve yoksullara yardım etme konusundaki çaba azalır.
    Bazı kalplerin yaşamakta olduğu bu tür ortamlarda sükûnet hali ve İslam için çalışan kimselerin saflarından uzaklaşma artar. İmanın gerektirdiği sorumluluklara bireylerin karşılık verme hızı azalırken, görevlerden kaçmak için mazeretler ortaya atılır.
    İman zayıfladığında bireyler arasındaki kardeşlik derecesi azalır, aralarındaki sevgi zayıflar. Biri görevlerini yerine getirirken diğerleri onun bu konuda hatasına tahammül etmez. Buna karşılık o da görevini unutur ve bundan kaçmak için sürekli olarak mazeret ileri sürer.

Author: Rasit Tunca

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir